Şövalyeliğin Doğuşu
Şövalyeliğin Doğuşu
Şövalyeliğin Doğuşu
Şövalyeliğin Doğuşu
Şövalyeliğin Doğuşu
Şövalyeliğin Doğuşu

Şövalyeliğin Doğuşu

       Ortaçağ Avrupası'nda ortaya çıkıp yüzyıllar boyunca adlarından söz ettiren, kahramanlık hikayelerine konu olan bu şövalyeler nasıl ortaya çıktılar dersiniz?

       Ortaçağ Avrupasında derebeylik sistemi vardı. Kendi toprağının efendisi olan bir derebey öldüğünde ''Mirasçılık Hakkı'' na göre bütün malvarlığı en büyük oğluna kalıyordu. Böylece toprakların miras yoluyla gitgide bölünüp derebeylik sisteminin zayıflamasının önüne geçilmek amaçlanıyordu. Bu sistemde en büyük kardeş bütün mirası alıp yeni derebey olurken küçük kardeşleri ise mirastan pay alamıyordu. Sadece şatoda ağabeylerinin yanında yiyip, içip yatıyorlardı. İşsiz güçsüz olan bu küçük kardeşlerden bazıları başka bir derebeyin emrinde görev alırken bazıları da atlarına atlayıp macera arayışına çıkardı. Bunlardan bir kısmı ise kötü işlere karışıp soygunculuk dahi yapmıştır. Gücü kuvveti yerinde olan bu genç topluluğun kullanılabilecek bir potansiyeli vardı. Bu potansiyelin kullanılmayıp boşa gitmesi ve hatta kimi hallerde kötüye kullanılması nedeniyle o çağın yöneticileri bu potansiyeli değerlendirmeyi düşündüler. Bu genç kesimin, yani soylu olmasına rağmen miras alamayan bu kişilerin katılabileceği ''Şövalyelik'' adında bir meslek, bir sınıf kurdular. Bu sınıfın uyması gereken kurallar koyup onlara bir amaç verdiler. Şövalyeliğin ilk kurulduğu dönemlerde amacı, fakir ve zayıfları koruyup gözetmekti.

Şövalye Adayları Nasıl Eğitilirdi?

       On yaş civarına gelen, derebeyin genç oğlu, emrine gireceği başka bir derebeyin şatosuna gider ve orada bulunan diğer şövalye adaylarının arasına karışırdı. Bu küçük şövalye adaylarına ''genç soylu kişi'' denirken ondört yaşından büyüklerine ise ''şövalye yaveri'' denmiştir. Şövalye olmak amacıyla bir araya gelen bu çocuk ve gençler çok zor bir eğitimden geçerlerdi. At binmeyi, her türlü silahı kullanmayı, yüzmeyi, dövüşmeyi, avlanmayı bu küçük yaşlardan itibaren öğrenmeye başlayıp ilerleyen yaşlarında bu konularda ustalaşmışlardır. Birçoğu müzik aleti çalmasını dahi öğrenmiştir. 

Şövalye İlan Edilmeleri

       Şövalye yaverleri yirmi dört yaşına gelince ''Zırh Kuşanma'' adlı geleneksel bir törenle şövalye ilan edilirdi. Şövalye yaveri törenden önceki gün, geçmiş hatalarından arınmasını temsilen yıkanır ve kırmızı - beyaz bir ceket giyerdi. Ceketteki kırmızı renk yardımına koşacağı zayıflar uğruna ortaya koyduğu kanını; beyaz renk ise temizliği simgelerdi. Ayrıca şövalyeliği sırasında karşılaşabileceği yoksunluklara alışmasını temsilen tören zamanına kadar oruç tutarlardı.

       Zırh Kuşanma töreni iki aşamadan oluşurdu. Çoğunlukla şatonun küçük kilisesinde yapılan Zırh Kuşanma törenine şatonun sahibi olan derebey, derebeyin çocukları, erkek ve kadın soylu kişiler, küçük şövalye adayı olan ''genç soylu kişiler'', ''şövalye yaverleri'', görevliler ve köylüler katılırdı.

Törenin ilk aşamasında; şövalye yaveri, töreni yöneten şato sahibi derebeyin önünde diz çökerdi. Derebeyi: ''Şövalyelik mesleğine hangi amaçla giriyorsun?'' diye sorup, ''Şayet para ve ün peşinde koşarsan, bu şerefli mesleğe uygun düşmezsin!'' diye öğüt verirdi. Bunun üzerine şövalye adayı kutsal kitap üzerine yemin edip  yüksek sesle şövalyelik andını içerdi. Böylece törenin ilk aşaması sona erer ve arkadaşları şövalye adayını odasına götürerek zırhını kuşanmasına yardım ederlerdi. Şövalye adayının zırhını kuşanarak tekrar küçük kiliseye dönmesiyle törenin ikinci aşamasına geçilirdi. Şövalye adayı derebeyin önünde diz çöktükten sonra derebeyi, kılıcı ile üç defa genç adayın omuzuna (veya eliyle ensesine üç defa) dokunur ve ''Tanrı adına seni şövalye ilan ediyorum. Cesur, doğru ve iyi kalpli ol!'' diyerek töreni bitirirdi. Törenin bitmesiyle genç şövalye atına atlayıp orada bulunanlara öğrendiği silahlarla gösteri yapar, becerilerini sergilerdi. 

Şövalyeliğin Amaçları

       Şövalyeliğin ilk ve öncelikli amacı zayıfları korumaktır. Ortaçağ Avrupası soylu ve soyguncu kesim için ne kadar rahat geçtiyse güçsüz köylü sınıfı için o kadar sıkıntılı geçmiştir. Halka doğru ve adaletli davranması beklenen soylu kesim halka eziyet edenlerin başında gelirken bu güçsüz kesim nereden destek bulacaktı? Elbette bütün soylu kesim bu şekilde olmasa da varlıkları da inkar edilemez bir gerçektir. Ortaçağ Avrupası gibi bir yer ve zamanda fakir bir köylü kendisine adaletsiz davranan bir toprak lorduna karşı nasıl karşı çıkabilsin? Ayrıca yollar haydut doluyken başka bir yere gitmek isteyen bir kişi ölebileceğini dahi göze almak zorundaydı. İşte bu fakir, zayıf ve güçsüz kesimin en büyük destekçisi olarak şövalyeler ortaya çıkmıştır. Şövalyelik esasında bu zayıf kesimi gerek haydutlardan gerekse de güçlü toprak lordlarından koruyan bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Kendini savunamayan kişileri koruyarak kötülükte bulunanı cesaret ve güçleriyle sindiriyorlardı.

Şövalyeler çoğunlukla zayıf ve fakirleri, dul ve öksüzleri koruyup savunup onlara her türlü destekte bulunsa da bazı şövalyelerin parası kendisine dahi zor yeterdi. Bu yüzden şövalyelerin bazıları korudukları varlıklı kimselerin yanında misafir edilir ve ağırlanırdı. Ayrıca din uğruna hizmet etmesi beklenen şövalyeleri din adamları da oldukça sevmiştir. Kutsal yapılarda bulunan değerli eserler sık sık haydutlar tarafından yağmalandığı için şövalyelerin bu yapıları koruması onları da mutlu etmiştir.

Şövalyeliğin ilk ortaya çıktığı bu zamanlarda şövalyeler guru kaynağıydı ve herkes şövalyelere güvenirdi. Ancak insanlığın doğasından olsa gerek, her yapı gibi şövalyelik sistemi de bozulmaya başladı. Hiçbir iş yapmadan gezenler, başkalarının cömertliğine sığınanlar, verdikleri şövalye yemininden ayrılıp kötü işler yapanlar... Bozulmanın başladığı ilk zamanlarda böyleleri hemen yakalanıp ağır bir şekilde cezalandırılsa da  sistemin bozulmasının önüne geçilemedi. Bu şövalyeler arasında pek çok bilgili şövalye olsa da cahiller çoğunluktaydı.  Bu şekilde zamanla niteliğini kaybeden şövalyelik bozulmuş ve değişik ad ve ilkeler altında değişik şekillere bürünmüştür.

     Şövalye Yemini:

  1. Dinine bağlı kalacak, doğru yoldan ayrılmayacaksın.
  2. Kiliselere bir kötülük gelmemesine çalışacaksın.
  3. Zayıfları koruyacaksın.
  4. Vatanını seveceksin.
  5. Düşman önünden asla kaçmayacaksın.
  6. Hainlerden öc alacaksın.
  7. Dini kurallara aykırı olmayan derebeylik görevlerini yerine getireceksin.
  8. Yalan söylemeyecek, verdiğin sözden dönmeyeceksin.
  9. Hür, açık görüşlü ve cömert olacaksın.
  10. Her zaman yalancılığın ve kötülüğün karşısında durup iyilik ve doğruluğu savunacaksın.