Sineklerin Tanrısı (1990)
Sineklerin Tanrısı (1990)
Sineklerin Tanrısı (1990)

Sineklerin Tanrısı (1990)

Film Adı: Sineklerin Tanrısı (Lord of the Flies)

Yönetmen: Harry Hook

Yapım Yılı: 1990

Yazar: William Golding

IMDB Puanı: 6,4

Film Süresi: 1 saat, 30 dakika

İngiliz yazar William Golding’ in Sineklerin Tanrısı adlı romanından uyarlanan ve yönetmenliğini Harry Hook’ un yaptığı ikinci film. İlk film 1963 yapımı ve yönetmenliğini Peter Brook’ un yaptığı filmdir.

Amerikalı askeri okul öğrencilerini taşıyan uçağın okyanusa çakılmasıyla birlikte 24 çocuk ve Kaptan Benson ıssız bir adaya çıkarlar. Ancak Kaptan Benson ağır yaralıdır ve her an ölebilecek bir haldedir. Adada tek başlarına kalan bu çocuklar düzenli bir topluluk kurup kurtarılmayı mı bekleyecekler yoksa işler planlandığı gibi gitmeyecek mi? Filmin kısa tanıtımı böyle.

Golding’ in romanı ve 1963 yapımı olan filmle karşılaştıracak olursam filmin değerini daha iyi açıklayabilirim sanırım. Öncelikle söylemek gerekir ki; bu film, romanın bire bir uyarlaması şeklinde çekilmemiş. Olayların asıl çerçevesi aynı olmakla birlikte içerikte pek çok değişiklik yapılmış. Bu küçük ama pek çok değişiklik bir araya gelince ise neredeyse bambaşka bir film ortaya çıkarmış. 1963 yapımı olan film romandan bire bir uyarlama şeklinde çekilmişti. Bu yüzden kitabın asıl anlatmak istediği şeyi izleyiciye belli bir düzeyde aktarabiliyordu. Halbuki 1990 yapımı olan bu film ise, bence, kitabın asıl anlatmak istediği şeyi izleyiciye aktaramıyor.

Golding’ in romanı bize, her insanın içinde bir canavar (kötülük) var diyordu. Adada tek başlarına kalan çocukların korkuları ise bu kötü yanlarını ortaya çıkararak onları vahşileştiriyordu. İnsanın şeytani yanı olan Sineklerin Tanrısını ortaya çıkarıyordu.

Söylemeliyim ki; Harry Hook’ un yönetmenliğini yaptığı bu film daha eğlenceli ve izlenebilir bir şekilde seyirci önüne konulmuş. Macerasıyla, aksiyonuyla, müzikleriyle izleyicilere eğlenceli bir film sunuyor. Bu yüzden; macera ve aksiyon yanı daha fazla öne çıktığı için, hikayenin asıl anlatmak istediği anlaşılmıyor. Ya da ben anlamıyorumdur. Romanı okuduğum ve ilk uyarlama filmi izlediğim için hikayenin olması gerektiği halini biliyorum ve buna göre değerlendiriyorum filmi. Halbuki her izleyici gördüğü şeyi farklı bir şekilde yorumlar ve farklı şeyler anlar. Siz de filmden kendinize göre dersler çıkarabilirsiniz ama hikayenin asıl konusunu öğrenmek ve incelemek isterseniz Sineklerin Tanrısı romanı hakkında yazdığım bu inceleme yazısını okuyabilirsiniz.

Filmle ilgili bu yorumları yapmama neden olan birkaç ayrıntı şöyle:

  • Adaya düşen bütün öğrenciler askeri okul öğrencileri ve bu çocukların kendi aralarında rütbeleri var. Lider seçiminde en yüksek rütbe olarak, albay olan Ralph seçiliyor. Asıl hikayede ise bütün çocuklar sıradanlar ve aralarında herhangi bir rütbe yok. Sıradan çocukların, gözlemlerine dayanarak Ralph’ i lider seçmeleri; masum olarak görünen bu çocukların yaşadıkları değişimlerin daha derinlemesine işlenmesi asıl konunun anlatımında bence büyük öneme sahip.
  • Dediğim gibi asıl hikayede, masum olarak bildiğimiz çocukların yaşadıkları değişim gözler önünde. Halbuki; bu filmde çocuklar adaya düştükleri andan itibaren vahşi bir havaya sahipler. Bol bol küfür etmeleri, birbirlerine muameleleri bu çocukların zaten bir miktar vahşi olduğunu gösteriyor. Hatta Jack’ in suç işlediği için (araba çalmış sanırım) askeri okula katıldığından söz ediliyor. Nispeten terbiyeli ve düzgün olan İngiliz çocukları yerine, daha vahşi Amerikan çocuklarını işlemek hikayenin asıl konusuna gölge düşürüyor. Çocukların değişimi olması gerektiği kadar göze çarpmıyor.
  • Filmde ‘’canavarın’’ işlenişi çok zayıf kalmış. Filmin ortasına kadar canavar hakkında hiçbir şey duymuyoruz. Çocukları korkutan tek şey ise Jack’ in ateş başında anlattığı korku hikayeleri. Şunu belirtmeliyim ki; canavarın yarattığı korku nedeniyle çocukların gizli dürtülerinin açığa çıkması ve yaşadıkları değişim ön plana alınması gereken bir husus. Bu ise aksiyon sahnesinin tam tersi olarak konuşmalarla geçen bir sahne demek. Bu yüzden filmde dışarıda bırakılmış.
  • Ralph, Jack, Simon ve Domuzcuk gibi önde gelen karakterler yeteri kadar tanıtılmamış ve bu karakterlerin birbirleriyle ilişkileri çok az işlenmiş. Simon’ ın Hz. İsa’ ya benzetilmesi ve Jack’ in ise Hitler’ e benzetilmesi gibi hususlar filmde yeteri kadar ön planda değil.
  • Filmin çekiminde kullanılan ada çok büyük ve coğrafi özellikleri, ben kitabı okurken kafamda canlandığı gibi değil. İlk filmde kullanılan adayı çok daha fazla sevmiştim.
  • Asıl hikayede Jack, başlarda kuralları desteklese dahi zamanla domuz avlamanın kendisine verdiği özgüvenle yeteri kadar güçlü olduğunu düşünerek Ralph ve kurallara isyan eder. Kendisini sınırlayan, başkalarının koyduğu kurallardan kendisini kurtarır. Bunu yaparken de yaptığı maskeyle İngiliz toplumunun kurallarıyla bağlı olan benliğini saklar ve yeni bir benlik oluşturur. Buna rağmen bu filmde Jack, daha fazla eğlenmek istediği için başka bir kamp kuruyor. Jack’ in karakter gelişimi yeteri kadar işlenmeden sadece eğlenceye indirgenmiş.

Sonuç olarak; bu yapım bir macera filmi olarak zevkle izlenebilir. Ancak benim beklentilerimin altında kaldı. Çünkü Sineklerin Tanrısı’ nın basit bir macera hikayesinden ziyade insan doğasına yönelik bir inceleme olduğunu biliyorum.