Operadaki Hayalet (2004)
Operadaki Hayalet (2004)

Operadaki Hayalet (2004)

Film Adı: Operadaki Hayalet (The Phantom of the Opera)

Yönetmen: Joel Schumacher

Yapım Yılı: 2004

Yazar: Gaston Leroux (roman), Andrew Lloyd Webber (kitap, müzikal)

IMDB Puanı: 7,3

Film Süresi: 2 saat 23 dakika

Filmin konusu: 1870’te Paris Opera Binasını kendine mesken tutmuş gerçek bir hayaletin öyküsü. Müzik başta olmak üzere pek çok alanda adeta bir dahi olan ama inanılmaz çirkinliği nedeniyle opera mahzenlerinde tek başına yaşamak zorunda kalan bir hayalet. Dönemin en iyi operalarından biri olan Paris Operasında yapılan müziği ‘’çöp’’ olarak niteleyen Hayalet, bir gün, opera şarkıcılarından Christine Daae’ yi görünce kendini aşkın pençelerinde bulur. Hayaletin teklifi üzerine, babasının ölümünden sonra müzik kariyerine devam edemeyen Daae, Opera Hayaleti’ nin öğrencisi olarak müziğin doruklarına yükselir. Christine, hayatının çok önemli bir parçası olan müzik için Hayalet ile birlikte mi kalacak yoksa çocukluk aşkı olan ve yeniden karşılaştığı Raoul ile aşkının peşinden mi gidecek?

Operadaki Hayalet pek çok esere esin kaynağı olmuş bir kişi ve konu. Bu hayaletin hikayesini anlatan roman, müzikal ve operalar var. Ben hayaleti ilk defa romanla tanıdım. Gaston Leroux’ un romanından… Bu yüzden benim için operadaki hayalet, romanda anlatılandır. Filmi değerlendirirken, Gaston Leroux’ un romanını hikayenin aslı olarak göz önünde tutacağım.

Önemli Not: Bu noktadan sonra yazacaklarım film ve kitap hakkında pek çok önemli noktayı açığa vuracağı için filmi izlemeyi veya kitabı okumayı düşünenler yazımın devamını okumasın.

Paris Opera Binasının meşhur hayaleti aslında Erik adlı bir adam. Tek isteği sıradan ve mutlu bir yaşam olan bir adam. Doğuştan çirkinliği nedeniyle çocukluğundan beri toplumdan dışlanan bir adam. Zavallı bir adam. (Bu arada hayaletin adının Erik olduğu filmde söylenmiyor. En azından ben duyduğumu hatırlamıyorum. Hayaletin ismi ve geçmişi romanda yer alıyor. Filmde değişiklik yapılmış.) Bütün hayatı boyunca kendisine en ufak bir sevgi dahi gösterilmeyen Erik, karanlıkta büyümüştür. İnsanların parlak yaşamlarına, sevgilerine uzaktan ve hasretle tanık olmuştur.

Operada Christine’ i gördüğünde karanlık dünyasına parlak bir güneş doğar. Bu güneşin bir daha doğmamak üzere batmasını engellemek için ise Christine’ e bütün benliğinin yansıması olan müziğini verir. Müziğiyle bu güneşi hiç olmadığı kadar çok parlatır. İlahi bir güzellik katar.  Müziğinin çirkinliğini gölgeleyeceği ve güneşi sonsuza kadar hayatında tutacağı umuduyla ürkek adımlarla yaklaşır. Buna rağmen güneş bütün parlaklığıyla Erik’ in çirkinliğini göz önüne çıkarınca son umudunu da kaybetmekten korkan Erik, ürkek adımlardan ziyade daha cüretkar davranır. Ufuktan batmak üzere olan ve kendisini sonsuz karanlığa hapsedecek güneşi zorla hayatında tutmaya çalışır. Sevgiyi bulabileceğine yönelik son umudunu zorla yaşatmaya çalışır. ‘’Bana yol göster. Kurtar beni yalnızlığımdan. Her yerde nefretle karşılanan, ne kimseden nazik sözler, ne herhangi bir merhamet…’’ diyen Erik, içinde bulunduğu durumu bu sözlerle anlatır.

Çaresizliğinin dipsiz kuyusunda umutsuzca çırpınan Erik, en sonunda Christine’ i tehdit eder. Çok sevdiği Raoul’ ün ve operadaki yüzlerce kişinin hayatını kurtarmak için kendisiyle evlenmesini ister. Bu tehdit karşısında çaresiz kalan Christine mecburen kabul eder. Erik maskesini çıkarmıştır. Bütün çirkinliğiyle Christine’ in karşısında durmaktadır. Buna rağmen, evlenmeyi kabul eden Christine kafasını dahi çevirmez. Öylece bakar Erik’ in yüzüne. Usul adımlarla kendisine doğru yaklaşan ve alnına küçük bir öpücük konduran bu zavallı adamı engellemez. Hayatı boyunca en yakını olan annesi tarafından dahi sevilmemiş ve tek bir kez olsun öpülmemiş Erik, işte ilk kez bir kadını öper. Sevdiği kadının alnına masum bir öpücük kondurur.  Bunun üzerine gözyaşlarına boğulan Erik, operanın görkemli hayaleti, Christine’ in ayaklarına kapanır. Ağlar… Ömrü boyunca çektiği acıların, yalnızlığın, karanlığın, isyanın göz yaşlarını döker. Bu küçük mutluluğu kendisine veren Christine’ e minnet duyar.

Erik deli değildir. Hayır… Çaresiz ve mutsuz bir adamdır sadece. Zavallı bir adam… Christine ve Raoul’ ün birbirlerini sevdiğini bilir. Birbirlerinden ayrı geçirecekleri bir yaşamın kederle dolu olacağını bilir. Kendisini öpmesine izin veren Christine’ in, karanlık dünyasına kalıcı bir ışık parçası bırakan bu parlak güneşin, kendi karanlığında zamanla solacağını bilir. Kendisine mutluluğu tattıran, minnet duyduğu bu kadının mutsuzluğu tatmasını istemez. Raoul’ ü serbest bırakır ve Christine’ e gitmelerini söyler. Birlikte yaşamalarını ve mutlu olmalarını söyler. Erik’ i artık daha iyi anlayan Christine, bu sefer kendi isteğiyle bu zavallı adamın alnına ufak bir öpücük kondurur. Raoul ile birlikte kendi mutluluklarına giderler.

(Buraya kadar okuyanlar belki filmde olmayan bazı noktaları fark etmişlerdir. Burada yazdıklarım arasında kitaptan edindiğim izlenimlerde var. Dediğim gibi hayaleti ben romanla tanıdım ve romandan bağımsız olarak düşünemiyorum. Yine de filmle uyumlu olacak şekilde yazmaya çalıştım. Aşağıda kitap ile film arasındaki belli başlı farklılıklara yer vermek istiyorum.)

 (Operadaki Hayalet romanı için yazdığım özeti buradan okuyabilirsiniz.)

Film ile Roman Arasındaki Belli Başlı Farklılıklar:

  • Film 1919’ da Paris Opera Binasında yapılan açık arttırmayla başlıyor. Açık arttırmaya katılan yaşlı adam ise Raoul. Özlemle geçmişe göz atan Raoul, ölen karısı Christine’ i anılarında arar ve tekrar görür. Romanda ise böyle bir durum söz konusu değil. Roman daha çok bir araştırma tarzında yazılmış. Opera Hayaletine tanıklık edenlerin yaptıkları açıklamalarla hikayeye giriş yapılıyor. Gaston Leroux bir araştırmacı edasıyla bize hayaleti tanıtıyor.
  • Raoul yani genç Vikont Chagny filmde operanın yeni sahibi konumunda. Romanda ise Raoul, genç bir subay. Ağabeyi ile birlikte opera gösterisine geldiğinde çocukluk aşkı olan Christine’ i tanıyor ve onunla konuşuyor.
  • Hayaletin evi ve dolayısıyla Raoul’ un düştüğü tuzak pek de kitapta yer verildiği gibi değil. Tabi filmde bu tarz değişiklikler yapılması kabul edilebilecek ve beklenen bir şey.
  • Filmde ön planda tutulan karakter Christine. Hayalet’ in geçmişi yeteri kadar işlenmediği için, diğer bir deyişle değişik bir şekilde işlendiği için Hayalet’ in kederinden ziyade öfkesini, acımasızlığını görüyoruz.
  • Hayalet’ in geçmişi farklı işlendiği ve romanda yer alan Acem karakteri işlenmediği için Hayalet’ in adının Erik olduğunu bilmiyoruz. Adını bilmediğimiz için de bu empati kurmayı zorlaştırıyor.
  • Söylemeliyim ki Hayalet oldukça yakışıklı. Yüzünün bir tarafı yanmış olsa da o kısmı maskeyle kapatınca gayet iyi görünüyor. Romanda hayalet şöyle tasvir ediliyor: Omuzları üzerinde taşıdığı kurukafa misali kafasıyla, kulağının arkasına düşen üç tel saçıyla, karanlıkta adeta parlayan sarı gözleriyle, soğuk ve bir deri bir kemik kalmış elleriyle adeta bir cesedi andıran hayalet. Filmdeki hayalet romanda anlatıldığı gibi olsaydı toplumdan dışlanmasını, sirkte sergilenmesini, Christine’ in bu derece korkmasını anlardım ama filmde işlenen hayalet tam olarak o duyguyu veremedi. Kişisel görüşüm tabi.
  • Hayalet hem filmde hem de romanda olağanüstü zekası ve dikkatiyle tanıtılsa da aynadaki gizli geçidi açık bırakmak gibi bir hatayı nasıl yaptı anlamadım. Bütün operayı avucunda oynatan Hayalet’ in sırları neredeyse küçük Meg Giry tarafından öğrenilecekti.
  • Yukarıda Hayalet’ in çirkinliğinin yeteri düzeyde işlenmediğini söylesem de filmde, opera dekorlarından sorumlu Joseph Buquet, Hayalet’ i gayet güzel ve romana uygun olarak tarif etti. Romanda Hayalet’ in gerçek olan çirkinliği filmde Hayalet’ in iddia edilen çirkinliği olarak işlenmiş.
  • Joseph Buquet romanda Hayalet’ in gizli geçitlerinden birini bulduğu için sahnenin arkasında dekorların arasında asılı olarak bulunmuştu. Filmde ise Hayalet’ i takip ettiği ve sırlarını araştırdığı için opera gösterisinin ortasında sahnede asıldı.
  • Filmde Hayalet sirkte sergilenirken ona acıyan Madam Giry tarafından kurtarılır ve Opera Binasına götürülür. Bu durumdaki Madam Giry, romanda sadece Erik’ in yardımcısı iken filmde bir nevi Hayalet’ in kurtarıcısı olmuş. Hayalet’ in hikayesini ve gerçek kimliğini Raoul’ e anlatan da Madam Giry’ dir. Halbuki romanda; Erik çocuk yaşta gördüğü muamele üzerine evden kaçar. Avrupa’nın çeşitli ülkelerini gezdikten sonra gezici bir sirke katılır ve bu sirkte yaşayan bir ceset olarak sergilenir. Müzik konusundaki üstün yeteneğiyle şarkılar da söyleyince meşhur olur ve Rusya’da sirkte bir tüccar Erik’ i yanına alır. Erik sonunda, yanlış hatırlamıyorsam, İran taraflarına gider. Burada yerel bir yöneticinin emrinde çalışır. Hemen her konuda olduğu gibi mühendislikte de üstün yeteneği sayesinde bu yerel yönetici için işkence ve idam aletleri tasarlar. Bu sırada kementle insan boğma konusunda da ustalaşır ve cellatlık yapar. Sonraları Paris’ e dönen Erik, Paris Opera Binasının inşaatında ustabaşı yardımcısı olarak çalışır. Toplumsal olaylar nedeniyle opera inşaatına ara verilince tek başına binada çalışmaya devam eder ve opera mahzenlerindeki gölün ortasına kendine bir ev inşa eder. Paris Opera Binasının mahzenlerinde gerçekten de bir göl olduğu söyleniyor. Kesin doğru bir bilgi mi bilmiyorum ama bu göl nedeniyle opera binasının yapımı uzun sürmüş. Acem adlı karakterin geçmişini tam hatırlamıyorum ama sanırım bir polis. İran taraflarından Erik’ le birlikte Paris’e dönüyor ve Erik’ in kimliğinden ve operada yaptıklarından tamamen haberdar olan Acem, Erik’ e bir nevi gözcülük ediyor. Erik’ in Christine’ i sahneden kaçırması üzerine suç işleyen Erik’ i durdurmak üzere Raoul’ e Erik’ in hikayesini anlatıyor ve birlikte opera mahzenlerinde inip Christine’ i kurtarmaya gidiyorlar. Erik’ in kementle insan boğma konusunda uzman olduğunu bilen Acem sürekli Raoul’ ü uyarır. Elini gözlerinin hizasında tutmasını ve silahını sürekli hazır bekletmesini söyleyerek. Filmde ise Hayalet’ in kimliğini açıklayan ve kement konusunda Raoul’ ü uyaran kişi Madam Giry. Açıkçası romanda anlatılan arka plan ve Acem karakteri bana çok daha tatmin edici geliyor. Opera Mahzenlerinde ilerleyen Acem ve Raoul bütün dikkatlerine rağmen Erik’ in tuzağına yakalanırlar ve dahice tasarlanan işkence odasına düşerler. Kurtuluşları ise Christine’ in evlenmeyi kabul etmesiyledir.
  • Mezarlık sahnesi de büyük ölçüde değiştirilmiş. Esasında Hayalet olan Erik, Christine’ e babasının mezarında ona müziğini dinleteceğini söylediği için Christine çocukluğunu geçirdiği ve babasının mezarının olduğu yere gider. Giderken de çocukluk aşkı olan Raoul’ ü de gittiği yere çağırır. Gece otelde farklı odalarda kalırken Christine gizlice çıkar ve mezarlığa gider. Bunu fark eden Raoul gizlice Christine’ i takip eder. Babasının mezarına gelen Christine, müzik meleği olan Hayalet’in ilahi müziğine şahit olur. Raoul ise Christine’ in kötüniyetli biri tarafından aldatıldığını düşündüğü için bu müziğin kaynağını takip eder. Karanlık mezarlıkta etrafı arayan Raoul, beklemediği bir anda kafasına yediği darbeyle bayılır. Filmde Raoul ve Hayalet’ in düellosu ve Raoul’ un bu düelloyu kazanması benim için hiç tatmin edici olmadı.
  • Filmin sonunda Christine’ in mezarında siyah bir gül görüyoruz ve bunu Hayalet’ in bıraktığını biliyoruz. Romanda Erik, Christine ve Raoul’ ü serbest bıraktığında yakında öleceğinin farkındadır. Gazetede ölüm ilanını görünce buraya geri dönmesini ve cesedini gömmesini ister. Erik ölünce Acem gazeteye ilan verir ve bunu gören Christine geri dönüp Erik’ in cesedini gömer.

 Yazdığım bunca farklılığa rağmen Operadaki Hayalet filmi zevkle izlenebilecek bir yapım. Müzikal sahneleri de gayet kaliteli. Hatta itiraf etmek gerekir ki müzikalin kalitesi benim için filmi izlenebilir kıldı.

Tavsiye: Sierra Boggess ve Ramin Karimloo' nun 2012'de Classic BRIT Awards' da Operadaki Hayaleti seslendirdiği parçayı dinlemenizi tavsiye ederim.  Beni etkileyen  bir gösteri.

Hatırlatma: Bu yazıyı yazdığım sırada kitabı okumamın üzerinden altı aydan daha uzun bir süre geçmişti. Bu yüzden romanla ilgili unuttuğum veya yanlış hatırladığım pek çok ayrıntı olabilir. Hatırlatmak istediğiniz veya düzeltmek istediğiniz bir nokta olursa yorumlara yazabilirsiniz.