Aşkın Metafiziği - Arthur Schopenhauer
Aşkın Metafiziği - Arthur Schopenhauer
Aşkın Metafiziği - Arthur Schopenhauer

Aşkın Metafiziği - Arthur Schopenhauer

‘’Aşkın Metafiziği’’ (Metafizik kavramı için bakınız) ünlü filozof Arthur Schopenhauer’ un 1818 yılında yayınlanan eseridir. Aslında bu eser bir kitaptan çok, kısa bir tez olarak yazılmıştır. (A4 sayfalara basılması halinde toplam 25 sayfa uzunluğunda.) Yazarın; kadınlar, erkekler ve bunlar arasındaki cinsel aşkın metafizik boyutunu açıkladığı bir tez. (Tez Nedir: Bilimsel yöntemde belli ön bilgilere dayanılarak, henüz kanıtlanmamış fakat mevcut bilgilerle mantıksal olarak çelişmeyen, bilimsel araştırma sürecinde doğrulanmaya çalışılan düşüncelerdir.)

Arthur Schopenhauer’ un Aşkın Metafiziği adlı eseri iki bölümden oluşuyor. Kitabın ilk bölümü ‘’Kadınlar Üzerine’’, ikinci bölümü ise ‘’Cinsel Aşkın Metafiziği’’ dir. Kitap ile ilgili yazdığım bu yazıda yazarın kadınlar hakkındaki düşüncelerinden ziyade, cinsel aşk hakkındaki tespitlerine yer vermek istiyorum.

Yazarın cinsel aşk üzerine yaptığı tespitlere geçmeden önce kitabın ikinci bölümünde yer alan şu uyarıyı belirtmek gerekir: ‘’Biz burada anlattıklarımızla sadece gerçek aşkın kendisinden doğduğu söylenen doğrudan ve içgüdüsel olan cazibeden söz ediyoruz. Akıllı ve eğitimli bir kadının, bir erkekteki kafa ve anlayış gücüne saygı duyması ve bir erkeğin, inceden inceye düşünüp taşındıktan sonra evleneceği kızın kişiliğini ölçüp tartması ve ona ilişkin bir değer vermesi bizim buradaki konumuzu ilgilendiren meseleler değildir. Bu tür şeyler evlilikte mantık evliliği de denen akla dayalı bir seçimi etkiler. Yani bizim burada kendimize konu edindiğimiz ve betimlemesini yaptığımız tutkulu aşka söz geçiremezler.’’ Böylece yazarın kendine inceleme konusu yaptığı aşk, bir çoğumuz tarafından gerçek aşk olarak bilinen şeydir. Bazen sebebini bile anlamadığımız, irademizi alt üst eden, yaşamımızı değiştiren, bazen de ilk görüşte bizi ele geçiren duygular. Yazarın metafiziğini incelediği aşk, işte bu tür bir aşktır. Mantığın aranmadığı ve tutkulu duyguların ön planda olduğu aşk…

Kitabın genel konusu ve Schopenhauer’ un tezinin temeli şudur: ‘’Her ne kadar yüksek ve ulvi görünürse görünsün, her türlü aşkın kaynağı cinsel güdüdür.’’

CİNSEL İÇGÜDÜNÜN ÜZERİMİZDEKİ ETKİSİ:

Erkek veya kadın karşı cinse yönelirken kendi zevkini ön planda tutar. Kendi zevkini arttırma düşüncesiyle güzellik, boy, kilo, yaş gibi konularda seçim yapar. Halbuki; yazara göre bu seçimleri aslında mantıktan ziyade içgüdüsel olarak yapıyoruz. Cinsel içgüdümüz, insan türünün en iyi şekilde devamını hedefler ve bizi de bu doğrultuda yönlendirir.

İnsan irade sahibi bir varlık olduğu için basit bir içgüdünün etkisinden kurtulabileceği düşünülse de, cinsel içgüdü bu iradeyi etkilemek için gerçeği bir yanılsama olarak gösterir. Bu yanılsamaya ‘’şehvet’’ güzel bir örnektir. Bu konuda ünlü filozof Platon şöyle demiştir: ‘’Hiçbir şey şehvet duygusu kadar yanıltıcı değildir.’’  Her insanın karşı cinste aradığı güzelliğin farklı olması, bütün dünyaca kabul gören üstün bir güzelliğin bulunmayışı bu iddiaya haklılık payı verir. Ayrıca, şehvet duygumuzun tatmin olduğu an ve bunun öncesinde gördüğümüz dünyanın bambaşka olması da bu nedenledir. Cinsel içgüdümüzün bizi nasıl etkilediğini, irademizi etkilemek için oluşturduğu yanılsamaları bu örneklerde kolayca görürüz. Bu içgüdümüzün öncelikli amacı ise insan türünün devamıdır.

Üreme içgüdüsünün her türlü cinsel sevginin (yukarıda açıkladığım üzere, mantıktan ziyade duygusal aşk) temeli olduğu iddiasını doğrulamak üzere Schopenhauer tezinde şu çözümlemeyi bize sunar: Aşık olan bir erkek doğası gereği bu aşkına uzun süre bağlı kalmaz; buna karşılık bir kadın aşkına bağlı kalma eğilimindedir. Bir erkeğin aşkı tatminine eriştikten sonra hissedilebilir derecede azalır. Neredeyse her kadın onu sahip olduğu kadından daha fazla cezbeder. Halbuki bir kadının aşkı karşılık gördüğü andan itibaren artar. Bunun sebebi; doğanın, diğer bir deyişle içgüdünün, türün korunmasını ve olabildiğince fazla çoğalmasını hedeflemesidir. Erkek, bir yıl içinde kolaylıkla yüzden fazla çocuk yapabilirken; kadın, ne kadar fazla erkekle sevişirse sevişsin yılda ancak bir kez çocuk yapabilir. Bu yüzden, bir erkek her zaman başka kadınları arzularken, bir kadın her zaman tek erkeğe bağlı kalır. Doğa kadını içgüdüsel olarak ve farkında olmadan, doğacak çocuğu bakıp koruyacak olan erkeğin bakımıyla meşgul olmaya zorlar. Bu nedenlerden dolayı evliliğe sadakat erkek için yapay bir durum iken kadın için doğal bir durumdur ve yine bu nedenlerle, zina kadınlar için çok daha bağışlanmaz bir durumdur.

CİNSEL İÇGÜDÜNÜN SEÇİMİMİZİ ETKİLEDİĞİ HUSUSLAR:

Cinsel içgüdü, insan türünün olabilecek en iyi şekilde devamını sağlamak amacıyla bizi yönlendirir. Doğacak yeni insanın güzelliği ve sağlığı cinsel içgüdünün hedeflerindendir. Ayrıca anne veya babada bulunan ve kusur olarak nitelendirilebilecek bazı özelliklerin gelecek nesle aktarılmasının önlenmesi de cinsel içgüdünün hedefidir. Böylece insan, bir canlı türü olarak zamanla kusurlu olmak yerine olabilecek en iyi şekilde varlığını devam ettirecektir. İşte bu nedenle cinsel içgüdü, erkeği ve kadını karşı cins seçimlerinde belli arayışlara iter. Erkeğin ve kadının karşı cins seçimini etkileyen maddi ve manevi nitelikler vardır. İnsanın güzelliği, sağlığı gibi hususlar maddi nitelikler olarak değerlendirilirken; irade, cesaret, iyilik manevi nitelikler olarak değerlendirilir. Yazar bunları şöyle listelemiştir:

Seçimi Etkileyen Maddi Nitelikler

Erkek Açısından;

  • Erkeğin karşı cinsi seçiminde eğilimini belirleyen ilk değer yaştır. Kadının yaşının üremeye uygun olması cinsel içgüdünün hedeflerinin başında gelir. (Bu noktada yukarıda yazdığım bir noktayı hatırlatmakta fayda var: yazar bu tezinde akıl ve mantıkla yapılan karşı cins seçimlerini incelemiyor. Yazarın inceleme konusu mantığın aranmadığı ve tamamen duygulardan doğan aşktır. İşte bu aşk, cinsel güdüdür. Burada açıklanan ise bu tarz bir aşkın yani cinsel güdünün bizi nasıl yönlendirdiğidir. Genç bir erkek pekala üreme yetisini kaybetmiş bir kadını da sevebilir ama bu tarz bir sevgi cinsel içgüdüden ziyade psikolojik, sosyal, mantıksal pek çok etkiden doğabilir.)
  • Sağlık bir diğer değerdir. Erkeğin bir kadına duygusal aşkının doğumunda, bir diğer deyişle cinsel güdüsünün yönlendirmesinde sağlık önemli bir noktadır. Cinsel içgüdü türün en iyi şekilde devamını amaç edindiği için kalıtsal olarak alt nesle geçebilecek hastalıkların varlığı erkeğin seçimini etkiler.
  • Kemiklerin yapısı yani beden türü de erkeğin seçimini etkiler. Erkek kadınını seçerken onun bedenine yönelik büyük bir arzu duyabilir. Erkek, güzel bedene sahip bir kadına aşık olurken kendi zevkinin peşinde koştuğunu düşünse de aslında erkeğin bu seçimini cinsel içgüdü yapmıştır. Erkek kendi zevkinin peşinde koşarken cinsel içgüdüye ve dolayısıyla doğacak bireyin en iyi şekilde varlığına hizmet eder. 
  • Erkeğin seçimini etkileyecek bir diğer değer, kadının belli bir oranda tombul olmasıdır. Kadının belli bir oranda tombul olması demek, anne karnında gelişecek ceninin (fetüs) bol besin alabilecek olduğunu gösterir. Doğacak bireyin sağlıklı olması bu durumdan büyük oranda etkilendiği için cinsel içgüdü yani erkeğin aşkı bu durumdan etkilenir. Belli bir oranda tombulluk derken anlaşılması gereken kadının ne zayıf ne de şişman olmasıdır. Kadının zayıflığı ceninin besin miktarını ve sağlığını etkilerken, şişmanlığı ise kadın rahminin dumura uğramasını (körelmesini) ve dolayısıyla kısırlığa işaret edebilir. Ayrıca belirtmek gerekir ki; tam gelişmiş bir kadın göğsünün erkeklere çekici gelmesinin ve erkeğin seçimini etkilemesinin nedeni de budur. Gelişmiş bir kadın göğsü doğacak bireyin gelişimi ve sağlığı için önemli olduğundan cinsel içgüdünün seçiminde rol oynar. (Yazar her ne kadar belli bir oranda tombulluğun erkek seçimini etkilediğini söylese de günümüz de güzellik anlayışı daha çok zayıf kadınlara yönelmiş durumda. Zayıf kadınların medya aracılığıyla tüm dünyada ön planda olması günümüz erkeklerinin seçimini etkilese de bu seçimde sosyal ve psikolojik etkilerden söz edilebilir. Buna rağmen, her ne kadar medya zayıf kadının güzelliğini ön planda tutsa da, cinsel içgüdünün bu noktada hala etkin olduğunu ve erkeklerin seçimini hala etkilediğini söyleyebilirim. Sonuçta dünya medyadan ibaret değil.)
  • Kadının güzel bir yüze sahip olması da cinsel içgüdünün ve dolayısıyla erkeğin seçimini etkileyen değerlerden biri. Burada da erkek her ne kadar kendi zevkini arttırmayı düşünerek güzel yüzlü bir kadını seçse de bu seçimi yine cinsel içgüdünün etkisi altında yapar. Yazarın tespitine göre doğacak çocuğa yüz güzelliğini veren anne olduğu için cinsel içgüdü kadının yüz güzelliğine özellikle dikkat eder.

Kadın Açısından;

Yazara göre kadınların farkında olmaksızın seçimlerini etkileyen hususlar erkeklerde olduğu gibi kesin bir şekilde sıralanamaz. Bu husus yazarın erkek olmasından ileri geliyor sanırım. Yine de yazar kadınların erkek seçimlerine etki eden belli başlı hususları açıklıyor.

  • Kadınlar yani cinsel içgüdüleri, seçecekleri erkeğin otuz-otuz beş yaş arasında olmasını tercih ediyor. Bu yaş aralığındaki erkekleri, insanın en güzel olduğu çağlardan biri olan delikanlılara tercih ederler. Çünkü cinsel içgüdüsünün güdümünde olan kadın bedensel zevkinden ziyade üreme gücünü hedefliyor. Üreme yetisini kazanan ve bununla birlikte cinsel içgüdüsünün etkisi altına giren kadın için üreme gücünün zirvesinde bulunan bu yaş aralığındaki erkek genellikle daha çekici gelir.
  • Kadının seçimini yaparken genellikle erkeğin güzelliğine çok dikkat etmediği de yazarın tespitleri arasındadır. Çünkü yazarın tespitine göre doğacak çocuğa güzelliğini verme işini kadın sadece kendi üzerine almış gibidir. Erkekteki her fiziksel kusuru ve ideal insanda bulunmaması gereken diğer kusurları da eğer kadın bu yönlerden kusursuz ise veya bu kusurları zıt yönde gölgeleyebilecek ise, ortadan kaldırabilir. Yani erkeğin yüzünün nispeten çirkin olması çok güzel bir kadının cinsel içgüdüsü etkisinde yaptığı seçimi olumsuz yönde etkilemez. Kadının güzelliği erkeğin çirkinliğini doğacak çocukta giderebilecek ise kadın pekala böyle bir erkeğe aşık olabilir. Yalnız bu hususun bir istisnası var; kadının cinsel içgüdüsü, erkeklere özgü olan ve dolayısıyla bir annenin çocuğuna veremeyeceği özellikleri bildiği için seçimini buna göre yapar. Erkeklere özgü olan kemik yapısı, omuz genişliği, dar kalçalar, düzgün bacaklar, kas gücü, cesaret, sakal ve benzeri özellikleri kadın kendisi gideremeyeceği için bu özelliklere sahip olmayan erkeklerden uzak durur. Bu yüzden bir kadın çirkin bir erkeğe aşık olabilir ama kendisinin gideremeyeceği kusurlara sahip olan bir erkeğe aşık olmaz. Örneğin erkeksi olmayan birine bir kadın aşık olmaz.
  • Kadını baştan çıkaran niteliklerden biri erkeğin gücü ve bununla birlikte cesaretidir. Bu iki husus babadan çocuğa geçeceği için doğacak çocukta güçlü ve cesaretli olacaktır. Güçlü ve cesaretli bir baba ve bu özelliklere sahip olarak doğacak erkek çocuklar kadın için güçlü bir koruyucu demektir. Bu yüzden kadının cinsel içgüdüsü güçlü ve cesaretli erkeğe yönelir.

Seçimi Etkileyen Manevi Nitelikler

Burada bahsedilen kadının cinsel içgüdüsünün bir erkeğin ruhsal ve karakteristik özelliklerine göre seçimini yapmasıdır. Yazara göre bu iki husus babadan genlerle aktarılabilir. Erkeğin irade sağlamlığı, kararlılık, cesaret, dürüstlük ve iyi kalplilik gibi manevi nitelikleri kadını büyüler. Bunun tam tersi olarak erkeğin zihni ve fikri nitelikleri ise kadınların seçimini etkilemez. Çünkü zihni ve fikri nitelikler babadan devralınmaz, anneden çocuğa geçerler. Kadınların ve dolayısıyla cinsel içgüdülerinin evlilikten beklediği şey zeki ve düşünceli bir insanla hoşça vakit geçirmekten ziyade çocuk dünyaya getirmek ve dolayısıyla insan türünün devamını sağlamaktır.

Diğer yandan erkeğin cinsel iç güdüsü kadının kişilik özelliklerinin etkisi altında kalmaz. Daha çok kadının zihni ve fikri niteliklerinin etkisinde kalır. Çünkü zihni nitelikler anneden çocuğa geçer ve doğacak çocuğun zekasını olabildiğince arttırmak isteyen erkeğin cinsel içgüdüsü seçimini buna göre yapar. Yine de yazara göre, erkeğin cinsel içgüdüsü kadını seçerken zihni niteliklerinden daha çok fiziki güzelliğine dikkat eder. Kadının zihni niteliği nispeten gölgede kalır.

CİNSEL İÇGÜDÜ İNSAN TÜRÜNÜN OLABİLECEK EN İYİ ŞEKİLDE DEVAM ETMESİNİ AMAÇLAR

Yazarın bu noktaya kadar yaptığı tespitler cinsel içgüdünün herkes için geçerli olan yönlendirmeleri üzerineydi. Şimdi ise, kusurlu denebilecek bir şekilde ortaya çıkan bir insanın bu kusurunun gelecek nesle aktarılmadan giderilmesi ve insan türünün olabilecek en iyi şekilde devam etmesi için cinsel içgüdünün yönlendirmeleri incelenecek. Burada söz konusu olan ideal insan tipinden sapmalar şeklinde gözlemlenen belli başlı özelliklerin doğacak nesle geçmemesi için cinsel içgüdünün tercihlerimizi etkilemesidir. Bunlar, önceki başlık altında incelenenin tersi olarak, her zaman rastlanmayan ve cinsel içgüdünün görece değerlendirmeleridir. Yazarın temel tespiti şudur: ‘’Her insan kendisinde eksik ve noksan gördüğü şeyi sever. Gerçek tutkulu aşkın kökeni kural olarak bu göreli değerlendirmelerde yatar.’’ Bunu şöyle açıklayabilirim: Daha önce de belirttiğim üzere cinsel içgüdü insan türünün olabilecek en iyi şekilde devam etmesi amacıyla seçimlerimizi etkiler. Cinsel içgüdünün amacı bu olsa ve bizi bu yönde yönlendirse dahi zaman zaman türde sapmalar olabiliyor. Yani ideal insan tipinde bulunmayan özellikler ortaya çıkabiliyor. Bu noktada ise cinsel içgüdünün amacı bu sapmaların alt nesle geçmesini engellemek ve insan türünü ideal formuna geri döndürmeye çalışmaktır. Bunu da, kişinin kusurlu özelliği karşısında bu kusurunu giderebilecek bir karşı cinse yönlendirerek yapar. Yazarın bu konuda verdiği örnekler şöyledir:

Cilt Rengi ile İlgili;

Yazara göre beyaz cilt bir kusurdur. İnsan için beyaz cilde sahip olmak doğal bir durum değildir. Doğal olan, yazarın deyimiyle, Hindu atalarımız gibi ya kara ya da esmer bir deriye sahip olmaktır. Bu yüzden doğal bir durum olmayan beyaz deri nedeniyle ‘’beyaz insan’’ diye bir şey olmadığını ve her beyaz insanın solmuş veya beyazlaşmış bir deriye sahip olduğunu belirtir yazar. Bu tespitlerine rağmen, geçen zaman ve türün geçirdiği değişim nedeniyle beyaz ten renginin ikinci doğa haline geldiğini de söyler.

Sarı Saç ve Mavi Göz;

Sarı saça veya mavi göze sahip olmak da tür tipinden bir sapmadır. Hatta tıpkı bir beyaz fare veya kır at gibi neredeyse anormallik derecesinde bir sapmadır. Türün ideal yapısındaki bu tür sapmaların alt nesle geçip yaygınlaşmaması içinse cinsel içgüdü siyah saç ve kahverengi gözlere dönmeye çalışır. İnsan türünün ilk ve asıl tipi olan siyah saç ve kahverengi gözün devam edebilmesi için cinsel içgüdü karşı cins seçimimizi etkiler.

Diğer Kusurlar;

Herkes vücudundaki kusur ve aksaklıkları, cinsel içgüdüsünün etkisi altında, bilinçsiz de olsa düzeltmeye çalışır. Kendisinde olan kusur ve aksaklığı mümkün olan en iyi şekilde giderebilecek karşı cinse çekim duyar. Kusur ne kadar büyükse ve karşı cinsin bunu düzeltebilecek özelliği varsa cinsel içgüdünün bu kişiye yönlenmesi de o kadar kuvvetli olur. Dolayısıyla aşkın büyüklüğü de buna göre oluşur.

Huy ve Karakter;

Cinsel içgüdü huy ve karakter konusundaki kusurları gidermek için de kişinin seçimlerini benzer şekilde etkiler. Örneğin kendisi huy ve karakter konularında gayet mükemmel olan bir insan, bu açılardan kusurlu birinin peşinde koşmasa da (çok büyük bir aşk duymayacak olsa da), bu kusurlu insanla diğerlerinden daha uyumlu bir birliktelik oluşturabilir. Çünkü huy ve karakter olarak daha iyi olan, kusurlu olanı gölgede bırakarak doğacak çocuğu kendi özelliklerine göre ideal insan seviyesine yaklaştırabilir. Günlük hayatımızda biz bunu zıtlıkların çekimi olarak da gözlemleyebiliriz.

Bütün bu açıklamalardan sonra genel bir tespit olarak yazar şunları söyler; aşk evlilikleri bir araya gelen iki bireyin çıkarından ziyade genel olarak insan türünün çıkarına hizmet eder. Çünkü birbirlerine aşık olarak evlenen bu iki birey cinsel içgüdülerinin etkisi altındadır. Ayrıca yazımın başında da belirttiğim gibi cinsel içgüdü bu iki bireyi bir araya getirip türün en iyi şekilde devam etmesini sağlamak amacıyla evliliğin bu iki tarafını yanılsamalarla (örneğin; şehvet duygusu) bir araya getirebilir. Mantığın aranmadığı ve duyguların yönlendirmesinde yani cinsel içgüdünün etkisinde yapılan bu tarz bir evliliğin amacı, varsa anne ve babanın kusurlarını gidermek ve insan türünün en iyi şekilde devamını sağlamaktır. Bu kadın ve erkek bir araya gelip cinsel içgüdünün kendilerinden istediği çocuğu yaptıklarında ise amacına ulaşan içgüdü bu iki insanın birbirlerine delicesine aşık olmalarını sağlayan yanılsamaları ortadan kaldırır. Aşık olan dünyayı farklı görür. Bir insan, ona aşık olanın gözünde bizim gördüğümüzden çok farklı görünür. Kişiyi etkileyen bu yanılsamalar ortadan kalktığında ise farklılıklar ve uyumsuzluklar gün yüzüne çıkmaya başlar. Yanılsama kalktıktan sonra bu iki insanın karakterlerinin uyum içerisinde olması bu ilişkinin mutlu bir şekilde devam edeceğini gösterir. Ancak karşısındaki insanı bütün gerçekliğiyle gören kişi için bu ilişki çekilmez görünüyorsa bu halde mutluluğun sonuna gelinmiştir.

Boşuna ‘’Evlilik aşkı öldürür.’’ demiyorlar. Evlilikten önce erkek ve kadın cinsel içgüdülerinin yönlendirmesiyle ve oluşturduğu yanılsamalarla birbirlerine aşık olurlar. Bu aşk ise evlilikten önce cinsel içgüdünün etkisiyle gitgide daha da artar. Bu iki insanın çocuk yapmasını isteyen cinsel içgüdüleri amacına ulaşana kadar bunlar arasındaki çekim kuvvetini arttırır. Sonunda evlendiklerinde ve cinsel içgüdünün amacını gerçekleştirdiklerinde ise bu içgüdüleri eskisi kadar güçlü kalmaz ve gün geçtikçe azalır. Kadının bu sefer, yine türün devamına hizmet eden, annelik içgüdüsü açığa çıkar ve çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek için neredeyse bütün dikkat ve sevgisini verir. Buna karşılık erkeğin cinsel içgüdüsü zamanla karısından başka kadınları daha da çekici gösterebilir. Bu noktada mutlu bir evliliğin olabilmesi için karakterlerin uyumu aranır.  

NOT: Unutulmamalı ki bunlar Arthur Schopenhauer’ un 19. yüzyılın başlarında (1818) yaptığı tespitler. Bilimsel gelişmeyle birlikte erkek ve kadın üzerine pek çok çalışma yapıldı. Anne ve babanın özelliklerinin genler yoluyla ne şekilde aktarıldığı da bilimsel çalışmaların konusu. Yazarın tezinde yaptığı bu tespitlerden hangilerinin doğruluğu ispatlandı hangilerinin yanlış olduğu açıklandı bilmiyorum. Bu yazımda yazarın cinsel aşkın metafiziği konusunda yaptığı tespitlerden bazılarına yer verdim.